Yüklemeyi kapat
Y E Ş İ M   T E K T A Ş L I
CHP

Sorunlar & Çözüm Önerileri

KANAL İSTANBUL

17 Nisan 2021
İstanbul gibi kadim bir kente, rant odaklı "çılgın" ihanet projeleri değil; eğitime, sağlığa, depreme karşı yapı stokunun dönüştürülmesine ve iklim değişikliğine karşı kentin hazırlanması için yatırım projeleri yapmak gerekiyor. Üzerinde yaşayan insanlar ile arazinin, gıda, enerji, barınak ve diğer maddi ve manevi ihtiyaçları sürdürülebilir bir şekilde karşılayan ahenkli bütünleşmeler oluşturmalı. İstikrarlı bir sosyal düzen için sürdürülebilir tarımı desteklemek gerekiyor.

BU NE CÜRET?

Eylül 2019’da, Birleşmiş Milletler’de yaptığı iklim değişikliği hakkındaki konuşmasında genç Greta Thunberg bunu sormuştu: “Bunların hepsi yanlış. Burada olmamalıyım. Okyanusun diğer tarafında okulda olmalıydım. Ancak hepiniz biz gençlerden umut bekliyorsunuz. Bu ne cüret! Boş sözlerinizle hayallerimi ve çocukluğumu çaldınız. Yine de şanslı olanlardan biriyim. İnsanlar acı çekiyor. İnsanlar ölüyor. Tüm ekosistemler çöküyor. Kitlesel bir yok oluşun başlangıcındayız ve konuşabileceğiniz tek şey para ve ebedi ekonomik büyümenin masalları. Bu ne cüret! 30 yılı aşkın süredir bilim çok net. Ne cüretle başınızı çevirip, gerekeni yaptığınızı söyleyebiliyorsunuz ihtiyaç duyulan politika ve çözümler hala görünürde yokken. Bizi duyduğunuzu ve aciliyeti anladığınızı söylüyorsunuz. Ama ne kadar üzgün ve kızgın olsam da buna inanmak istemiyorum. Çünkü durumu gerçekten anladıysanız ve hala harekete geçmiyorsanız, bu kötü insanlar olduğunuz anlamına gelir. Ve buna inanmayı reddediyorum.”

 

İKLİM KRİZİNİN ETKİLERİNİ KAT BE KAT ARTIRACAK

Biz de mi idrak edemedik? İBB Çalıştay Raporu'na göre “yapıldığı takdirde geri dönüşsüz çevresel tahribatlar yaratacak ve kentimizde bir ısı adası oluşturarak iklim krizinin etkilerini” derinleştireceği tahmin edilen projeyi acaba anlamadık mı?

45 kilometre uzunluğunda ve 400 metre genişliğinde yapılması planlanan Kanalİstanbul’un resmi sayfasına baktığınızda, projenin öncelikle amacının İstanbul Boğazını korumak, yükünü azaltmak, güvenliğini artırmak ve “yeni bir uluslararası deniz trafiğine açık bir su yolunun oluşturulması” olduğu belirtiliyor. Halbuki petrol boru hatları ve gemicilik sektöründeki gelişmeler sebebiyle, 2007 yılından beri istanbul Boğazı’ndan geçen yıllık gemi trafiği, 56 bin 606’dan 2018’de 41 bin 103’e düşmüş. Boğaz'dan geçiş serbest ve daha ucuz olduğundan, bekleme süreleri hariç, gemiciler için kanalı tercih etmek için geçerli bir sebep görünmüyor. Alınan önlemlerle ve gelişen teknoloji ile kazalar da azalmış. Kentimiz için, Boğazda risk oluşturacak bir geminin, İstanbul’un yeni kalanına taşınması, kentimiz için halen risk demektir. Kaldı ki yeni kanalın daha dar olması (Boğazın genişliği 700 metre ila 4 bin 300 metre) ve akıntının daha güçlü olması sebebiyle, daha az riskli olmadığı kesin. Asıl önemli olan, ülkemizden geçen her gemiyle ilgili gerekli tüm güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesini sağlamak.

 

Kanal İstanbul projesinin öncelikle amacının İstanbul Boğazını korumak, yükünü azaltmak, güvenliğini artırmak ve “yeni bir uluslararası deniz trafiğine açık bir su yolunun oluşturulması” olduğu belirtiliyor. Halbuki petrol boru hatları ve gemicilik sektöründeki gelişmeler sebebiyle, 2007 yılından beri istanbul Boğazı’ndan geçen yıllık gemi trafiği, 56 bin 606’dan 2018’de 41 bin 103’e düşmüş. Boğaz'dan geçiş serbest ve daha ucuz olduğundan, bekleme süreleri hariç, gemiciler için kanalı tercih etmek için geçerli bir sebep görünmüyor.

KANALLAR TARİHE KARIŞMADI MIYDI?

İstanbul Boğazı'ndaki trafiği azaltmak için tren gibi alternatif ulaşım yollarını geliştirmek, Boğaz’daki geçiş ücretini artırmak (Montrö Sözleşmesindeki Altın Frank hakkı) gibi başka imkanlar daha etkili görünüyor. Özellikle petrol taşımacılığı azaltılmak isteniyorsa, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun hatırlattığı gibi, Samsun-Ceyhan Petrol Boru Hattı gibi farklı alternatifler geliştirmek ve hayata geçirmek mümkün.

Sonra ilgili web sitesinde “Dünyadan Kanal Örnekleri” ne bakıyoruz: Verdikleri altı örnek de 1914 yılından önce yapılmış kanallar. Acaba dünyada artık kanallar yapılmıyor mu? Bir de bu ülkeler vaktinde kanal yaptığında, kendi ülkelerinin sanayisine taşıma yolları açmak amacıyla, o zamanlar uçak yolculuğu olmadığından seyahat imkanlarını artırmak veya ulusal güvenlikleri sebebiyle bu kanalları yapmışlardı. Peki yapılmak istenen bu yeni, “uluslararası su yolu” acaba kime yarayacak? Ülkede üretilen ürünlerin ihracatına, ürünlerin ülke içinde daha verimli dağılımına, ülkenin seyahat ihtiyacına katkıda mı bulunacak? Bu rotada öyle bir etki pek beklenemez, daha çok kruvaziyer gemileri ve Karadeniz-Avrupa arası taşımacılık için kullanılır. İBB bünyesinde geçmiş dönemlerde yapılan toplantı ve çalışmalarda, bu lojistik bölgenin yanlış̧ arazi kullanımı olduğuna, Karadeniz bölgesinde bu limanın verimli bir şekilde çalışmayacağına ilişkin tespitler zaten yapılmış görünüyor.

 

"ÇILGIN PROJE" DEDİKLERİ ALTI İLÇEYİ MAHVEDECEK

350 milyon metrekarelik bir alanı (yani Istanbul’un yüzde 6.5'ini), altı ilçeyi, 19 mahalleyi ve 316 bin nüfusu etkileyen bir bölgeden bahsediyoruz. Bu bölgenin yüzde 4'ü sadece yerleşim alanı, yüzde 50'si ekilen biçilen tarım alanları, yüzde 20'si ise çayır, orman ve ağaçlık, mera, göl ve su havza alanlarından oluşuyor.

Greta’nın kast ettiği, tüm dünyanın üzerine titrediği bu tarım, mera ve su alanların üzerinden 1.3 milyar metreküplük hafriyat kamyonlarının geçtiğini hayal edin!.. 2012 senesinden beri İstanbul’un kuzeyinde oturmaktayım. Biraz yeşilliğe kaçmak, nefes almak hayaliyle kaçtığım bu bölgede, akabinde hızlı yapılan havaalimanı ve köprü çalışmalarıyla, gece gündüz gelip giden hafriyat kamyonlarıyla ağaçların ya yok olduğunu ya da toz içinde kaldığını, göllerin nasıl kuruduğunu, sahillerimizin nasıl tahrip edildiğini, ilk zamanda heyecanla izlediğim leyleklerin yok olduğunu acıyla izlemek zorunda kaldım. Ve bu proje için kat kat daha fazlasının, İstanbul’un son 50 yıllık hafriyat miktarının 38 kilometrelik bir kıyı bandı boyunca, Karadeniz’in kıyılarına döküldüğünü düşünün.

 

350 milyon metrekarelik bir alanı (yani Istanbul’un yüzde 6.5'ini), altı ilçeyi, 19 mahalleyi ve 316 bin nüfusu etkileyen bir bölgeden bahsediyoruz. Bu bölgenin yüzde 4ü sadece yerleşim alanı, yüzde 50'si ekilen biçilen tarım alanları, yüzde 20'si ise çayır, orman ve ağaçlık, mera, göl ve su havza alanlarından oluşuyor. Tüm dünyanın üzerine titrediği bu tarım, mera ve su alanların üzerinden 1.3 milyar metreküplük hafriyat kamyonlarının geçtiğini hayal edin!

SUSUZLUK EŞİĞİNİNİ KIYISINDA SU KAYNAKLARI TEHDİT ALTINDA

Yetmedi! Sazlıdere Barajı ortadan kaldırılacak, Terkos tuzlanma tehlikesiyle karşı karşıya kalacak. Terkos Gölü’nü besleyen yeraltı sularının kanala boşalmasıyla birlikte İstanbul su ihtiyacının yüzde 29’unu karşılayan Terkos ve Sazlıdere gibi önemli su kaynakları yok edilecek. Yani bugün İstanbul’da içtiğimiz üç bardak sudan birini sağlayan su kaynaklarının yok olması riskinden bahsediyoruz. Ve toplamda Bağcılar’ın üç buçuk katı bir alan imara açılmış olacak. 2009 yılında dünyanın en önemli arkeolojik keşiflerinden biri olarak belirlenen Bathonea Antik Kenti ile başka çok sayıda arkeolojik ve doğal sit alanları sözde taşınarak nihayetinde korunamayacak. Gelecek nüfus artışıyla ilgili ne bir hesaplama ne bir projeksiyon ne de başka bir analiz sunulmuş. İBB’nin son tahminlerine göre, Kanal İstanbul’un yapılması durumunda 1 milyon 200 bin ek nüfus, 200 bin adet ağaç kesimi, 150 milyon metrekare kaybedilen tarım alanı ve 33 milyon metreküplük kaybedilecek içme suyu miktarı beklenmektedir.

 

MARMARA DENİZİ BOĞULACAK!

Bitmedi!.. Hacettepe Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümünden Prof. Dr. Cemal Saydam’ın görüşüne göre, Sazlıdere ve Küçükçekmece göllerinde oluşacak çevresel tahribat nedeniyle Marmara Denizi oksijensiz kalacak ve yoğun bir çürük yumurta kokusu hem kentsel yaşamı hem de insan sağlığını olumsuz yönde etkileyecektir. Bu bir kere oluşur ise geri dönüş yok. Bu koku alt suyun üst su ile karıştığı her yerde; Boğaz boyunca Bebek, Kuleli önleri ile Ahırkapı açıklarında hissedilecek. Lodos esince tüm İstanbul, poyrazla birlikte tüm Güney Marmara bu kokuya maruz kalacak.

Ayrıca kent bilimci Prof. Dr. Ahmet Vefik Alp, ABD’den Prof. Dr. Hüseyin Murat Çekirge’nin bilimsel çalışmasına göre Karadeniz’in altında sıkışmış hidrojen sülfür (H2S) bulunan gaza dikkat çekiyor. İki deniz arasındaki 30 cm seviye farkı nedeniyle kanal projesi su bütçesini bozarak bu gazın serbest kalıp havaya karışma riskini beraberinde getiriyor. Bu gaz havaya karışırsa Karadeniz’e kıyısı olan ülkeler başta olmak üzere, etki alanında kalan diğer ülkeler de zehirlenecek. Halbuki bölge halkı, Karadeniz kıyısında yüzlerce yıllık süreçte oluşmuş doğa harikası Karaburun kıyı şeridinin sahil turizmi için geliştirilmesini beklerken, yok edilmesi, hem İstanbul halkı için hem de deniz canlıları için önemli bir kayıp olacak.

 

Peki İktidar kaynaklarına göre en az 75 milyar TL’ye, başka tahminlere göre 60 milyar dolara mal olması beklenen projeyle güzel kâr elde eder miyiz? Yeni havalimanı, üçüncü köprü veya Osman Gazi Köprüsü gibi mi?.. Ekonomistlere göre, ortada kayda değer bir fizibilite olmadığından gerçekten ekonomik bir değerlendirme yapmak mümkün değil. Zaten hangi ekonomik değerlendirme, ekolojik yokoluşun maliyetini karşılayabilir ki?

ORTADA CİDDİYE ALINACAK FİZİBİLİTE RAPORU BİLE YOK

Gelelim asıl meseleye veya Greta’nın dilinden “para ve ebedi ekonomik büyümenin masalları”na... Açılacak ikinci bir deniz yolu, İstanbul’dan geçecek toplam gemi sayısının artmasına sebep olabilir ve daha fazla gemiyle ülkenin geliri toplamda artar diye düşünebilirsiniz belki.

Peki iktidar kaynaklarına göre en az 75 milyar TL’ye, başka tahminlere göre 60 milyar dolara mal olması beklenen projeyle güzel kâr elde eder miyiz? Yeni havalimanı, üçüncü köprü veya Osman Gazi Köprüsü gibi mi?.. Ekonomistlere göre, ortada kayda değer bir fizibilite olmadığından gerçekten ekonomik bir değerlendirme yapmak mümkün değil. Zaten hangi ekonomik değerlendirme, ekolojik yokoluşun maliyetini karşılayabilir ki? Bu projenin istihdam yaratacağını öne sürenlere ise, aynı yatırım miktarıyla daha fazla ve daha sürdürülebilir istihdam, uzun vadeli geliri daha fazla, alternatif birçok proje veya yatırım düşünmenin mümkün olduğunu hatırlatmak gerekir.

Bilgi Üniversitesinden Prof. Dr. Haluk Levent’e göre, uzun süredir Türkiye ekonomisine de hâkim olan büyüme modeli, rantın parasallaştırılması üzerine kurulu ve sonuç olarak işsizlik, gelir eşitsizliği gibi toplumsal problemlerin derinleşmesine neden oluyor. Rant üretiminin asıl olarak inşaat sektörü aracılığıyla gerçekleştirilmesi çok sayıda iktisadi ve toplumsal zarara neden olmakla kalmamış, aynı zamanda geri dönüşsüz ekolojik sorunlar da yaratıyor. Kanal İstanbul Projesini de tamamen rant üretmeye yönelik görülüyor.

 

MONTRÖ SÖZLEŞMESİ'Nİ DEVRE DIŞINA İTEBİLİR

Bir de meselenin ulusal güvenlik boyutunu unutmayalım. Galatasaray Üniversitesi’nden Doç. Dr. Zeynep Ceren Pirim’e göre Montrö Sözleşmesi’nin önemi, Karadeniz’e kıyısı olan devletler, Türkiye ve Karadeniz’e kıyısı olmayan devletler arasında bir denge oluşturması. Ticaret gemilerinin boğazlardan geçişinde tam bir serbesti öngören Montrö Sözleşmesi’ne rağmen Türkiye’nin bazı gemilere Kanalİstanbul’dan geçişi dayatması halinde, bu durum taraf devletleri sözleşmeyi sona erdirmeye itebilir. Zira Montrö Sözleşmesi, tek taraflı olarak sona erdirilmesi oldukça kolay bir sözleşmedir. Böyle bir durumda savaş uçaklarının ve denizaltıların boğazlardan geçiş hakkı doğacağı ve Türkiye savaş zamanlarında dahi boğazları kapatamayacağı gelişmeler yaşanabilir.

 

KANAL DEMEK; TALAN DEMEK, KADİM İSTANBUL'A İHANET DEMEK

Ve artık dünya değişti. Eğitime, sağlığa, depreme karşı yapı stokunun dönüştürülmesine ve iklim değişikliğine karşı kentin hazırlanması hedefi ile yatırımlar yapmak gerekiyor. Üzerinde yaşayan insanlar ile arazinin, gıda, enerji, barınak ve diğer maddi ve manevi ihtiyaçları sürdürülebilir bir şekilde karşılayan ahenkli bütünleşmeler oluşturmalı. İstikrarlı bir sosyal düzen için sürdürülebilir tarımı desteklemek gerekiyor.

“İnat etmiş kanalı yapacak, mücadeleniz boşuna” diyenlere, iki yıl önce bugünleri hatırlatmak isterim. Mazbata alındığı güne dek, seçmen de bize, mücadelemizin boşuna olduğunu söylerdi.

Mücadele için... Kurulmuş, bu konuya gönül vermiş tüm kişi ve sivil toplum örgütlerini katılmaya, sosyal medya ve saha çalışmalarına davet eden “Ya Kanal Ya İstanbul Platform”un bugünlerde yine #Kanalaİtirazımvar ve benzer hashtag'leriyle hatırlattığı gibi: Kanal demek beton demek, rant demek, talan demek, yağma demek, eko kırım demek, kadim İstanbul’a tekrar ihanet demek!

Kanal’la ilgili açıklanan son 1/100.000 Çevre düzeni planına 20 Nisan Salı gününe kadar, 1/5.000 ve 1/1.000 ölçekli imar planlarına ise 26 Nisan Pazartesi gününe kadar itiraz edilmesi önemlidir. İtiraz dilekçelerine www.kanal.istanbul web sitesinden ulaşmak mümkün. Yazılıp imzalanan dilekçeler, istanbul@csb.gov.tr adresine mail yoluyla iletebilir ya da İstanbul Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü Ataşehir hizmet binasına elden teslim edilebilir.

Greta gibi, ülkemizde ve tüm dünyada gelecek endişesi yaşayan gençlerimiz hatırına: “Durumu gerçekten anladıysanız ve hala harekete geçmiyorsanız; ne cüretle başınızı çevirip, gerekeni yaptığınızı söyleyebiliyorsunuz; ihtiyaç duyulan politika ve çözümler hala görünürde yokken.”