Hasdal’dan Yeni Havalimanına doğru giderken, ne kadar etrafınıza bakıyorsunuz acaba? Belki “Buralarda halen orman varmış” diyorsunuzdur bazı yerlerde. “Neden her taraf toz toprak olmuş, eski ormanlara ne olmuş?” diye soruyor musunuz? En geç Göktürk’ü geçtikten sonra, sol tarafta gördüğünüz devasa taş ocakları karşısında siz de dehşete düşüyor musunuz? İçiniz acıyor mu?
AZİZPAŞA KORUMA ORMANINI TAŞ OCAKLARI İŞGAL EDİYOR
Bölgede yaşayan bir vatandaş olarak bu durum beni derinden üzüyor. Ve maalesef bunlar azalacağına, iktidarın her mega projesiyle artarak çoğalıyor. Eyüpsultan'ın köylerindeki insanlarla konuştuğunuzda, bu taş ocaklarının o bölgedeki tarımı tehdit ettiğini ve mandacılığın sonunu getirdiğini öğrenebilirsiniz mesela.
Etrafımıza biraz daha geniş baktığımızda, bir de ne öğreniyoruz? Gözlerden uzak, Belgrad Ormanı’na dahil Kemerburgaz Azizpaşa Koruma Ormanının içlerinde maden çalışmaları hızla devam etmekte!.. Uydu görüntüleri incelendiğinde, 2008'de çok daha ufak bir bölgede faaliyet gösteren taş ocaklarının zaman içerisinde Azizpaşa Koruma Ormanı'nı işgal ettiğini ve büyük bir alanda ağaç kesimine neden olduğunu görüyoruz.

Kemerburgaz Azizpaşa Koruma Ormanı içinde

Kuzey Ormanlarını talan eden madenlerden bazıları
SAĞLIĞIMIZI TEHDİT EDİYOR
İklim değişikliği ile birlikte su sıkıntısı beklenen kentimizde, ekosistemi daha da bozan bu taş ocaklarının özellikle su kaynaklarımızın tehdit edileceği bu tür bölgelerde açılması, anlamlandırması güç bir facia!
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın verdiği 10-30 yıllık veya daha uzun süreli ruhsatlarla ve uzatmalarıyla, bu tür taş ocakları İstanbul'un son yeşilliklerini tahrip ettiği gibi, Sultangazi’de yaşam alanın içine kadar uzanmış, etrafı toz duman içinde bırakmış durumda. Ve aynı şekilde, İstanbul’un çeşitli yerlerinde faaliyet izni verilen taşocakları canlarımızı yakıyor ve kent yaşamımızı ve sağlığımızı tehdit ediyor. Gerekli önlemler alınmadığı takdirde, taş ocağından yayılan tozun solunması; amfizem, KOAH, bronşit ve diğer birçok ölümcül hastalığa sebep olabiliyor. Toza maruz kalmanın ciğerlere verdiği zarar ilaç tedavisiyle de geri döndürülemiyor. Şu an iki veya üç neslin bu kadar taş ocağı ile içe içe yaşaması kabul edilebilir bir durum değil!

Kuzey Ormanları Araştırma Derneği, Tehdit Tahrip Raporu 2021
SINIRLI ORMAN ALANLARI KORUMA ALTINA ALINMALI
Kuzey Ormanları Araştırma Derneği, “Tehdit Tahrip Raporu 2021”de özellikle vurgulandığı üzere; “Özellikle son 10 yılda hemen hepsi orman yıkımıyla inşa edilen; 3. Köprü, 3. Havalimanı, Kuzey Marmara Otobanı, Osmangazi Köprüsü, Avrasya Tüneli, Çanakkale Köprüsü, Rus Doğalgaz Boru Hattı gibi mega rant projelerine gereken inşaat malzemesini sağlamak için yine Kuzey Ormanları’nın onlarca mevkiine yeni taş/maden ocağı açılmış̧, faaliyette olanların ise kapasite artırımları sağlanmıştır.”
Bu sebepten diyoruz ki, ülkemizin ve kentimizin sınırlı orman alanları ivedilikle koruma altına alınmalı!
Evet, eskiden yeşil sayılan Eyüpsultan 3. Bölgede son gelinen nokta budur:

Odayeri – İhsaniye Mevkii
Kuzey Ormanları Savunmasının dikkat çektiği başka bir örnek, Çatalca-Kalfaköy’de bulunan Burhanettin Soğancılar Kuvarsit ve Kuvars Kum Ocağı, bin 600 yıllık “Antik Roma Su Yolu”nun üzerinde kurulmuş. Ocak faaliyete geçtiği 2006 yılından bugüne antik su taşıma sistemine dair yapılara geri dönüşü olmayan zararlar veriyor.
YENİ HAVALİMANI İNŞAATI DOĞAL REHABİLİTASYONU DA BOZUYOR
Süreleri dolunca işletmelerin rehabilitasyon çalışmaları yapmaları gerekirken, şirketlerin genellikle bundan kaçındığını görüyoruz. Çukurlar olduğu gibi bırakılıyor maalesef ve doğa kendini ancak ilerleyen 10 yıllarda yenileyebiliyor. Mesela Yeni Havalimanının yapıldığı bölgedeki göletlerin birçoğu, taş ocaklarından kalan çukurların zaman içerisinde gölette dönmesiyle oluşmuş. Fakat havalimanı yapımıyla birlikte bu doğal rehabilitasyon da tekrar bozulmuş.

Türkiye geneline bakıldığında ise, Jeoloji Mühendisler Odası’nın 2019 Mavi Gezegen Raporu’nda çarpıcı örnekler ve bilgiler veriliyor. Örneğin jmo.org.tr'de yer alan raporda; "Trakya’da Yıldız Dağları’ndaki ağaçların, taş ocakları açmak için kesilmesinin ve terk edilmiş ocakların rehabilite edilmeden bırakılmasıyla çevreye verilen zararların bir örneğidir" tespiti yer alıyor.
Taş Ocakları’nın Riskleri ise şu şekilde sıralanıyor:

Kaynak: jmo.org.tr 2019 Mavi Gezegen Raporu
Ve daha yüzlerce madencilik ruhsatı verilen yerlerde ormanlarımız kesiliyor, toprağımız-suyumuz tehdit altında, patlayan arsenik ya da kullanılan çeşitli kimyasallarla geleceğimiz zehirleniyor. Bunun en sıcak örneği daha yeni Şebinkarahisar/Giresun'da yaşandı. Zehir Çukuru patladı ve Kelkit Havzasını zehir istila etti.
OGM GÖREVE!
KOS-Medya 4 Aralık 2021 tarihinde Orman Genel Müdürlüğü (OGM) hakkında hazırlanan 2020 Yılı Sayıştay Denetim Raporuna dikkat çekiyor: “Ormanların korunması, geliştirilmesi, orman köylülerin desteklenmesi” gibi kurumun öncelikli görevlerin yerine getirilmediği dile getiriliyor. Bulguların arasında, ormanlık alanlardaki maden izin sahalarında etkin denetiminin yürütülmediği, izinsiz yapılaşma ve izin amacı dışında kullanım tespit edildiği bildiriliyor. Maden sahalarının rehabilitasyon çalışmalarının tam ve zamanında yapılmadığı ve eksik yapıldığı savunuluyor. Ve bu sebeple bu ruhsat süresi dolan ocakların devasalar kraterler halinde açık kaldığı, ve birçok zaman hafriyat çukurlarına dönüştüğü ifade ediliyor. (https://kuzeyormanlari.org/2021/12/04/ogm-neye-hizmet-ediyor)
PEKİ TAŞ OCAKLARIMIZ OLMASIN MI?
Konutlarımıza ihtiyaç duyulan malzemeleri temin edemeyecek miyiz? Ülkemizin taş ihtiyacını karşılamak ve fazlasını ihraç etmek ülke ekonomisi için doğru bir yaklaşım değil midir? Bunu daha iyi anlamak için, dünyadaki taş ocakları üretimine bakmakta fayda görüyorum:
2019 Dünya Taş Ocakları Üretimiyle İlgili Bazı Veriler
| En çok üreten Ülkeler | Dünya Üretiminde Payı (%) * | Üretim Miktarı* | Ülke Kara Yüzölçümü (Bin km2) ** | km2 Başına Üretim (Ton) | Doğal Taş m2 Fiyat Düzeyi *** |
|---|---|---|---|---|---|
| Çin | 32,4 | 50,0 Milyon Ton | 9.326 | 5,36 | $32,24 |
| Hindistan | 17,2 | 26,5 Milyon Ton | 3.288 | 8,06 | $25,44 |
| Türkiye | 7,6 | 11,8 Milyon Ton | 770 | 15,32 | $25,44 |
| İran | 5,3 | 8,3 Milyon Ton | 1.648 | 5,04 | |
| Brezilya | 5,3 | 8,2 Milyon Ton | 8.516 | 0,96 | |
| İtalya | 3,8 | 5,9 Milyon Ton | 301 | 19,60 | $75,00 |
| İspanya | 3,1 | 4,9 Milyon Ton | 506 | 9,68 |
Kaynaklar
* Dr. Carlo Montani https://www.stone-ideas.com/82698/dr-carlo-montani-natural-stone-statistics-2019** Vikipeki
*** www.natursteinonline.de
2019 verilerine göre, dünya taş ocakları üretiminin yüzde 57.2’si Çin, Hindistan ve Türkiye’den gelmekteydi. Ancak bu ülkelerin kara yüzölçümüne baktığınızda, Türkiye’nin km2 başına 15 tondan fazla üretimi ile, en yüksek taş ocağı yoğunluğuna sahip olduğunu görebiliyoruz. Sadece İtalya bu yoğunluğu geçiyor, ancak İtalya’da kentlerin içinde taş ocaklarına rastlamak pek mümkün değil. Almanya’da örneğin taş ocakları göreceli küçük alanlarda, patlamaları gerektirmeden yine kentlerin dışında işletiliyor. (natursteinonline.de)
DOĞA İLE UYUMLU ÖLÇÜDE TAŞ OCAĞI İŞLETİLEBİLİR
Aslında ülkemiz zaten ihtiyacından fazlasını üretebiliyordu. Son yıllardaki artışın yegane nedeni akıldışı mega rant projeleri.... Liman projeleri için İkizdere’nin dağına taş ocağı, Yeni Havalimanı için yine Trakya ormanlarına taş ocakları açıldığını görüyoruz. Doğa katili mega projelerden vaz geçip, ekoloji ve iklimi gözeten bir yatırım ve kentleşme politikası tercih edilmeli. O zaman taş ocağı ihtiyacımız da makul ölçülere gerileyecektir.
Rastgele talana izin vermeden, kontrollü, makul ve planlı ölçülerde, belli yoğunlukları aşmadan, küçük alanlarda ve yerleşim yerlerinden uzak mesafede taş ocakları işletilebilir. Doğa ile uyumlu sağlıklı bir yapılanma için gereken taş miktarları çıkartılabilir. Kent ve doğa yaşamını tehdit etmeden elde edilen ihtiyaç fazlası ihraç da edilebilir. Ancak ülkemizde aşırı yoğunlaşan taş ocağı faaliyetleri ve bunların kentlerin içlerinde, özellikle İstanbul gibi bir mega kentin içinde yer alması, kentimize ve yurttaşlarımıza ihanettir.
BU TALAN YETMEZMİŞ GİBİ BİR DE ÇİMENTO LİMANI!
Peki son gelişmeler ne yönde? Çiftalan ile Ağaçlı köyleri arasında bir çimento limanının yapılmasının planlandığını öğreniyoruz! Bölge halkının karşı çıktığı bu proje ile, kuzey ormanlarına çökmüş taş ocaklarının malzemelerinin taşınması ve bununla birlikte bölgedeki taş ocağı sayısının ve faaliyetlerinin giderek artırılması amaçlanıyor belli ki!
Bu bir katliamdır, doğa tahribatıdır, kent yaşamın ve geleceğimizin zehirlenmesidir! İktidarların doğamızı yağmalamaya hakkı ve yetkisi yoktur! İhanetlere karşı çıkmak bir vatan görevidir, İstanbullular olarak bunu kabul etmemeliyiz! İzin verilmemeli!
